Anadolu sevdasını güler yüzlü bir protest tavırla bestelerine taşıyan Musa Eroğlu’nun Trabzonspor sevgisini çoğumuz bilmiyorduk. Kendisiyle konuşunca futbola ilgisinin 1960’lı yıllarda Trabzon İdmanocağı’nın maçlarını izleyecek kadar sahici olduğunu öğreniyoruz. Bu yıllardan Ahmet Suat Özyazıcı’yı hatırlıyor. Trabzonsporluluğu ise müzik yaşamındaki çizgisini de belirleyen bir şuurla ilgili: Sadece paranın değer sayıldığı düzene mertçe bir itiraz.
“Tozu dumana katıyordu!” dediği 70’li yılların Trabzonspor’unu izlemek için otobüsle Hatay’dan Trabzon’a yolculuk yapmışlığı var. Trabzon delikanlılarının sadece emekleriyle yedi düvele meydan okuması, bir derviş sabrıyla Anadolu’nun folklorik ezgilerinin izini süren ustayı belli ki çok etkilemiş.
Trabzonspor’un Türk futbol tarihinin akışını değiştirmesini bir devrim olarak yorumlayan sanatçı önümüzdeki sezon Avni Aker’de bir maç izlemeye geleceğini söylüyor.
Musa Eroğlu ile müzik yaşamını, Trabzonspor tutkusunu, Karadeniz müziği ve Trabzonlu sanatçılarla ilgili görüşleri ile yeni albümü “Zamansız Yağmur”u konuştuk.
Ailenizin mesleğinin de etkisiyle müzik yaşamınızın şanslı biçimde çok erken yaşlarda başladığını biliyoruz. Nasıl oldu bu?
Musa Eroğlu:Bizim aile büyükleri, dedelerim, 1870’lerde Osmanlı’nın uç beylerinin yanında çalışıyorlar. Ağaç ustalığı, marangozluk yapıyorlar. Yaptıkları müzik aletlerini kendileri de çalıyorlar. Ben oradan yetiştim. Ailem Osmanlı beylerine yakın olduğu için Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte bir dışlamaya maruz kalıyor.Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte dedem de gidiyor, Mut’ta bir köy kuruyor. Ben işte Mut’ta 1944 yılında doğmuşum. Köy Enstitüsü’nde okudum ben ama bitiremedim. Beş yaşında önce keman öğrendim. Sonra bağlama çalmaya başladım. Dışarıdan bir ilkokul diploması aldım. Yapmak istediğim en doğru işin müzik olduğunu anladım. Tek başına kullanılabilir bir alet bağlama. Örflere uygun bir enstrüman. 20 yaşına geldiğimde bunun tek başına yetmeyeceğini anladım. Ben okumalıyım dedim. Ankara’da gece okulları vardı. Halk bilimlerinde araştırma uzmanlığı okudum. O da yetmedi bana. Başladım Anadolu’yu gezmeye. Anadolu’da insanlar nasıl yaşıyor onu öğrenmek istedim. Oradan bir ödül aldım. Asya Kültürleri Araştırma Ödülü. Çok mesai harcıyorum bu konuda. Yaptığım müziğin altyapısı güçlü olsun istiyorum, sürekli bir şeyler koymaya çalışıyorum. Konferanslara, seminerlere gidiyorum. Araştırmalar yapıyorum. Müziğinizde gördüğümüz protest duruş,yaratıcılık ve yenilikçi tavır kişiliğinize dair önemli veriler. Futbolda da yenilikçi, yaratıcı ve devrimci bir ruhla ortaya çıkan Trabzonspor’un bir taraftarı olmanız da bu yapınızla ilgili olsa gerek. Musa Eroğlu: Yeni değil şimdi bu. Bir kültür olarak, bir tavır olarak biz bunu, Trabzonspor’un Türkiye’yi sarstığı o 70’li yılarda da konuşurduk. Trabzonspor 70 li yıllarda bir Anadolu İhtilali yaparak ortaya çıkıyor ve İstanbul’un o zengin takımlarına karşı Anadolu insanının da emeği ile bir şeyler yapabileceğini ispatlıyor. İşte ben tam da o Trabzonspor’u tutuyorum. İşte, Anadolu takımı. Tamam diğerleri de sevdiğimiz takımlar ama Türkiye’de futbol denildiğinde Trabzonspor’dan önce 3 tane takım vardı. Üç paralı takım.Ben Trabzonspor’un maçlarına gidiyordum. Eskişehirspor’u da destekliyordum ki o da Anadolu takımı. Bu iki takım futbol tarihinde çok önemli. Hocalara sorun,tozu dumana katarak geliyorlar o yıllarda.Hatay’dan otobüse binip Trabzonspor’un maçına gidiyordum. Bu arada önümüzdeki sezon başladığında da bir maça gelmeyi düşünüyorum. Siz Trabzon İdmanocağı’nın maçlarını izlemeye Trabzon’a geliyorsunuz. Anadolu ezgilerinin peşinden koşan bir müzik aşığı adam için Trabzon futbolu nasıl bir değer sizin için o yıllarda? Musa Eroğlu: Ben maçlara giderdim o zaman. Anadolu’nun takımlarını bilirim. Trabzon’un çok önde olduğunu bilirim. Yani çalışkan. Ben 1964’te Ankara’ya geldim. Oradan otobüse binip Trabzon’a gidiyordum maçları izlemeye. Orada gidip insanların arasında maçı izliyordum. Arşive bakabilseydim o günkü maçlarla ilgili notları da bulabilirdim. Bir de yerel bir hava var ya…Sipariş değil yani. Hatırladığınız futbolcu var mı idmanocağı’ndan? Musa Eroğlu: Ahmet Suat Özyazıcı’yı oradan hatırlıyorum mesela. 1965 yılında İdmanocağı Beşiktaş’ı Türkiye Kupası’ndan eliyor. Ben işte o zaman Ankara’daydım. O maça da gittim. Trabzonspor kurulduktan sonra da Avni Aker’de de maçlar olunca gitmeye başladım. Trabzonspor bir başkaldırıdır. Bir sanatçı olarak bunu söylememin de önemli olduğunu düşünüyorum. Trabzonsporlu olmak da bir başkaldırıdır aslında. Ben şimdi devrimci biriyim. Her şeyi severim ama benim de bir fikrim var. Bunu söylemeliyim. Trabzonspor Türkiye’yi sarsıyordu. Sosoyolojik bir hadise bu. Bir olguyu evrenselliğe taşırken onu yerel değerlerden oluşturmalısınız. Bazı doneleri es geçemezsiniz. Trabzon kendi değerleri ile var olmayı seçti. Karadeniz bölgesi ile Torosları ben eşit görüyorum . O dağlarda bir şey var. Bir mertlik var daha doğrusu. Ova insanı teslimiyetçidir. Kınama amaçlı söylemiyorum bunu. Koşulları öyle. Ovada ne yapacak, teslim olacak. Ama dağda öyle bir şey yok. Daha mücadelecidir. Doğayla mücadele etmeye alışmış insan her şeyle mücadele eder. O bir ruhtur. O ruh, yaşamına yansıyor; spora, müziğe, sözüne sohbetine yansıyor.
Futbol maçlarını televizyondan takip ediyor musunuz? Musa Eroğlu: Ediyorum, ülkenin tanıtımı için sporu elden bırakamayız. Spor çok önemli. Yazarlar, aydınlar ile birlikte sporcular da ülkenin tanıtımında çok önemli. Paranız istediğiniz kadar olsun. Artık dünyada kültür sanat insanlarınızla, aydınlarınızla, sporcularınızla tanınıyorsunuz. Şenol Güneş’i çok önemsiyorum. O’nun hümanizmasını…O’nu ben futbolculuğundan bilirim. Şenol Bey, altını çizerek söylüyorum, futbolculuğu zamanında da son derece zarif, sıradışı bir insandı. Benim takımımın sporcusu olsun olmasın, başarılı bir futbolcu olarak seviyordum. O extra bir adamdı. Ağzından çıkan sözler felsefi, enteresandır. Şenol Bey de bir orkestra şefi gibi. Şenol’da böyle bir ruh var. Yıllardır Anadolu’nun dört bir yanında halk müziğinin geleneksel ezgileri Türkiye ve dünyaya sunan çalışmalar yapıyorsunuz. Karadeniz müziğini ne kadar önemsiyorsunuz? Musa Eroğlu: Karadenizli sanatçılar, Trabzonlu sanatçılar, İsmail’den (Türüt) başlayarak hepsi benim dostlarım. Nedeni de şu: Dağ adamı yürekli oluyor. Ova insanı gibi değil. Kötüleme anlamında söylemiyorum. Böyle. Yapacak bir şey yok. Mesela Volkan Konak, Kazım arkadaşlarım benim. Kazım Koyuncu’yu yürekli olduğu için çok başka bir yere koyuyorum. Müziğini de ayrı yere koyuyorum. Ben araştırmacıyım. Devrim dediğiniz bir masanın yuvarlanmas değil. Bir iki tane sözcük vardır, onun muhatapları vardır. Yaptıklarıyla. Çok genişboyutlu bu. Karadeniz Bölgesi tabanında bir Pontus kültürü olduğu için üretiyor, geliyor, gözünün içine çakıyor. Kazım onlardan biri. İsmail Türüt Karadenizli,okuyan, arayan, yazan çizen biri. Arabasının plakasının MHP olması beni rahatsız etmiyor. Çalışkanlığı beni ilgilendiriyor. Böyle bakıyorum ben sanatçılara. Üretmeli. Trabzonspor’a da farklı bakıyorum. Tabii ki boşuna Trabzonsporlu değilim. Bunların ayrıntılarını saatlerce sosyolojik olarak anlatabilirim Benim için Trabzonsporluluk bir devrimcilik. Türkiye’de mevcut futbol düzenini yıkan, aslında o düzeni gözler önüne seren diyelim, somut, maddi delilleriyle bir şike skandalı devam ediyor. Takip edebildiniz mi? Ne düşünüyorsunuz soruşturmalarla ilgili? Musa Eroğlu: Biraz daha soğukkanlı bakıyorum. Sporun fazla kurcalanmasına razı değilim. Ülke kaybeder. Biraz da bestelerinizden konuşalım. Kayıtları tamamlanan yeni albümünüzde yer alacak parçalardan bahseder misiniz? Musa Eroğlu: Bir hafta içinde çıkacak yeni albüm. İsmi “Zamansız Yağmur.” Albümde beş altı yeni bestem yer alıyor. Birinin adı “Beyin oğlu Hangisidir”. Sözleri Fatsalı arkadaşım, “Halil İbrahim”parçasının sözlerinin de yazarı olan Dursun Ali Akınet’e ait. Şöyle: Bir yıldız kaydı yerinden /Ardahan’ın üzerinden /Manganın dokuz erinden /Beyin oğlu hangisidir. Sular donar matarada /Kurşun izleri yarada /On bin bir arada /Beyin oğlu hangisidir Kar altında saklı mayın /Korkuyorsam kınamayın /Biri yüzsüz, biri hain /Beyin oğlu hangisidir Erzurum’dan Ardahan’dan /Ağrı görünmez dumandan/Susma be, söyle kumandan/ Beyin oğlu hangisidir. Dursun Ali’ye şimdi buradan da teşekkür ediyorum.
Köy Enstitüsü günleriniz, ilkokulu dışarıdan bitirmeniz ve ardından uluslararası alana taşınan çalışmalarla gelen kariyeriniz… Trabzon’un Sotkalı, Farozlu gençlerinin yokluklar içinde futbolun egemenlerine meydan okumaları ve başarılı olmaları gibi, sinemasal bir öykü. Benzetilebilir mi? Musa Eroğlu: Tıpkı müzisyenlere benziyor futbolcular. Öyle yetenekli çocuklar var. Bizim çocuklardan yanayım. Onları alırım, beş yaşında okul yaparım. Pele’den daha iyi koşacak adam çok tanıyorum. İş, bu. Köy Enstitüsü denilince aklıma bu tür bir hamle geliyor. Çarıkla gelen bir çocuk vardı 51’lerde. Çigan müziği çalıyordu kemanla, oysa köyüne çamurdan gidilmez. Bu ülkede yetenekli çocuklarımız var. Ruh bu. Ben Anadolu ruhundan yola çıkıyorum İşte bu yüzden Trabzonsporluyum. Trabzon’da o çocuklar duruyor bir yerlerde. Sürmene’dedir. Maçka’dadır belki de. Onlar duruyorlar bir yerlerde. Sen bulup getireceksin. Bu camiaya bu yakışır. Trabzonspor’a bütün türkülerimi buradan yüreğimle gönderiyorum. Trabzon’da da yine bulunmak istiyorum.
MUSA EROĞLU: 1944 yılında Mersin’in Mut ilçesinde dünyaya geldi. Kuşaklar boyu marangoz ustalığı yapan bir ailenin çocuğu olarak 5 yaşındayken ailesinin yaptığı keman ve bağlama gibi enstrümanları kullanmaya başladı. Dışarıdan aldığı ilkokul diplomasına Ankara’da halk bilimleri alanında araştırma uzmanlığı eğitimini ekledi. Neredeyse tüm Anadolu’yu köy köy dolaşarak geleneksel müzik formlarını derledi. Halk bilimi araştırmaları alanında ödüller aldı. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Abdurrahim Karakoç’un şiirinden bestelediği “Mihriban” en popüler eserleri arasında yer aldı. “Halil İbrahim” isimli bestesi toplumun geniş kesimlerince benimsendi. Bugüne kadar 3 bine yakın derleme yaptı. Solo olarak 12 kaset çıkardı. Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ile birlikte 4 kasetten oluşan “Muhabbet” serisini hazırladı. UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü) için semahlardan oluşan eserler hazırladı. Fransa’da etnik müzik üzerine çalışan özel bir kurum için “Anadolu Müzikleri” isimli bir albüm hazırladı. Avrupa’dan Avustralya’ya Türki Cumhuriyetlerden ABD’ye kadar dünyanın pek çok ülkesinde resitaller verdi.
